Bu yazı, o küçücük adada birbirimizi bilmeden 4 yaz boyunca aynı havayı soluduğumuz Burcu'ya ithaf edilmiştir.
Bütün bitki çaylarımız aynı kutuda durur bizim. Kapağını açınca hep adaçayı baskın çıkar o kokuların arasından. Hep kendini belli eder, Burcu ve benim için de yari ayrıdır. Ada kokusunu bilen bilir adaçayının gerçek kokusunu çünkü.
Dün yeşil çay içmek için kutuyu açtım, yine o koku... Gecenin o saatinde kafamdaki filmler şerit şerit açılıverdi. Adaya ilk gidişimi hatırladım önce, Kola'da ilk denize girişimi. Ömer'i hatırladım, bütün yaz arkadaşlık ettiğim ve bir daha hiç görmediğim tatilci çocuğu. Bisiklete binen çocukları görüp hüzünlenişimi hatırladım, bisikletim İzmir'deydi ya! Babamı özlerdim, babam da İzmir'deydi çünkü. Her akşamüstü Aba tarafından Kola'ya motorla gelen pastaneci teyzeyle oğlunu hatırladım, ah ne güzel açmalardı onlar öyle... En güzel lor kurabiyesini o teyze yapardı. Artık motorla çıkmıyorlarmış, yaşlanmış o güzelim teyze.
İhsan Abi'nin oraletiydi en çok içtiğim, "Ananem verir parasını İhsan Ağbi" de en çok kurduğum cümleydi herhalde. Ada'nın teyzeleri taş döşerlerdi bütün gün kahvelerde, o koca çınarların altında. Hastalanmış dediler çınarlar için, budamışlar hepsini. Ne çınar kalmış ortada, ne kahve ama teyzeler hala orada, hala taş döşüyorlar. Arabalı vapur iskelesinde 1 saat boyunca babamı beklediğimi hatırladım, babamın gelişinden çok arabanın arkasındaki bisiklete sevinmiştim sanırım. İlk bisiklet kazam geldi aklıma, hayret ederim hala nasıl kırıksız çıkıksız kurtulduğuma o kazadan. Bana bisikletiyle çarpan kızla da çok iyi arkadaş olmuştuk sonra, bak şimdi adı bile yok aklımda. balkon korkuluğuna kafamı sıkıştırışım ve dolayısıyla dedemden yediğim azar geldi aklıma, kulağım ne acımıştı annem kafamı oradan çıkartırken...
Evin içinde düşüp ön dişimi kırmıştım, daha ilk yaz tatilimdi. Sonraki 8 senem yarısı olmayan yamuk bir dişle geçti, hiç bir fotoğrafımda gülemedim, konuşurken hep utandım dişlerimden. 7 yaşımda kırdığım dişim, 4 senelik tedaviyle düzeldiğinde 18 yaşındaydım.
Babamla kanoyla binip Mestan Ağa'ya giderdik. Annemle Kola'dan Şifalı Su'ya yüzerdik. Anneannemin evinin yanındaki otelin kapısında yasemin ekiliydi, Deniz ile çiçeklerini kopardığımız için otelci amca bizi sürekli kovalardı. Deniz adadaki en iyi arkadaşımdı, yüzünü unutmuşum. Teyzemle deniz kabuğu toplardık, annem onlardan kolye yapardı bana. dedem bulmacalarını yanlış çözüyorum diye kızardı hep ama yapacak başka bir şey yoktu, televizyon çekmezdi. Hele yazın ortasında fırtına çıktı mı sıkıntıdan ölünürdü.
Kutuyu kapattım, bu kadar anı fazla geldi bana. Kahve en iyisi, kahve içtim. Sonra ne mi oldu? Yine uyku tutmadı. Adaçayı içseydim eğer, annemin anlattığı uydurma hikayelerde daldığım Ada uykularından birini uyur muydum acaba?