Monday, October 31, 2011

Wonderoffices

Proje için araştırırken öyle bir gaza geldim ki, muhtemelen bu ofislerde görüp "Onu da yaparım, bunu da koyarım." şeklindeki coşkumu 300m2'ye sığdıramayacağım.

Öncelikle hem ormanın içindeki konumuyla, hem içteki renkleriyle, hem de dıştaki sadeliğiyle beni benden alan Selgas Cano Architecture Studio ile başlamak istiyorum.

Muhteşem sevimlilikteki renkler ve tabiki beyaz.



Çalışılmış bir görünüş olduğu nasıl da belli. Mükemmel resmen.

Selgas Cano Architecture, Madrid, Spain

Şimdi de Nicholas Tye Architecture. 



Simetri <3

Birileri beyzbol seviyor galiba :)





The Long Barn Studio
Nicholas Tye Architecture
Mid-Bedfordshire, UK
Fark ettim de en başta baya bir şeyler gösterecekmişim gibi yazdım ama o kadar da çok şey göstermeyeceğim. Bunlar diğerlerini egale edecek kadar güzel çünkü. Sıkıldım da zaten resimleri düzenlemekten, aslında Dake Wells Architecture ve Loft Architecture'dan da bahsedecektim. Neyse, başka zamana artık.




Sunday, October 23, 2011

Uyumak sanattır.

Şu anda Charlie and the Chocolate Factory OST dinlerken dünyanın belki de en rahatlatıcı konusunu üzerine zırvalayacağım. Araştırmayı da Alice in Wonderland OST dinlerken yaptım, o yüzden baktığım her şey bana olduklarından epic gelmiş olabilir. 

Alttaki iki imajı yatağın pencereye göre olan konumlarını beğendiğim için koydum. İkincide pencere biraz daha alçak olsa daha iyidi, yataktan bakınca dışarıyı görmeyi seviyorum.



 Merhaba eğik çatılar!
Ne olacak benim beyaz rabıta/lambri aşkım?
Sanırım İzmir'deki odamı beyaza boyatsam güzel olacak.
Ayakkabılar işte böyle durmalı! Yoksa varlıkları gayet de güzel unutuluyor
O pencere... Hoş ama...
Sabahın ilk ışıklarıyla beraber uyanmak... Bilemedim.
Ve sonsuza kadar uyunur...
Yatak odası mı stüdyo tipi evin abartılmış hali mi?
Bebekler daha çok uyuduğuna göre, en güzel yatak odaları da onların hakkı olmalı sanki. Az mobilya ve çok oyun alanını muhtemelen bir sürü dolap ve çekmeceye tercih edeceklerdir onlar da.



Yer sıkıntısı gerçekten problem, tek sıkıntı o problemi çözecek kadar cesur olamamakta.

Merdivenli yazıma ufak bir gönderme :)
Nasıl iniyorsunuz siz oradan?
Bu arada gerçek Narnia'yı buldum.

Sunday, October 16, 2011

Sehirler Kitabı

Birisi mimarinin donmuş müzik olduğunu söylemiş, buna karşın kimse çıkıp müziğin eriyen mimari olabileceğini söylememiş bugüne kadar.
-Gulliermo Cabrera Infante / Şehirler Kitabı

Proje için bakınırken...

 Bu dönemki projem olan mimarlık ofisi+konut tasarımı bana gerçekten istediğimi yapma olanağını verecek gibi, çünkü senaryom hazır. Ben evi de ofisi de kendime yapıyorum. Bu nedenle çok istekliyim, sürekli deşiyorum literatürü. Her ne kadar dış cephede çok fonksiyonluluğun bir belirtisi olmadığından karşıma çıkan örnekler hep iç mekana yönelik olsa da, gayet yaratıcı çözümler ve tasarımlar var. Benimse sadece 250 metrekarem var, neler yapmak isteyip de yapamayacağım projemin geleceğine yönelik sıkıntılı bir konu olarak bir köşede duruyor yani.


Küçük galeri boşluklarını hep sevmişimdir zaten.


Buradaki sadeliği sevdim.
Mobilyaların rengi hoşuma gitmedi ama.  Kum torbası ise hoş bir ayrıntı.
Ama sanırım bu araştırmalarım sırasında ben kalbimi C1 House'da bıraktım. Her şeyiyle büyüleyici bir sadelikte diyebilirim. 


C1 House, Curiosity+Milligram Studio



Serbest planlı bir yaşama alanı için daha iyi bir mobilya düşünülemezdi sanki.


Mutfak mı? Hani, nerede?

Yine brüt beton, yine merdiven... Sanki ben aşık olayım diye yapmışlar.
Merhaba banyo fetişi.


"Siz de yapabilirsiniz!", C1 House katman diyagramı.


Saturday, October 15, 2011

Sevgilim, Genius!

iTunes'a Genius'u kurduğumdan beri kafam yerinde değil. Çünkü sürekli Frou Frou, Morcheeba, Groove Armada çalıyor, ben de uslanmayarak sürekli Sia'da ya da Moloko'da Genius'a açıyorum. Sonuç: LSD etkisi. Beynim yerinde değil resmen.

Willy Wonka?


Zaten kafam çok karışık, anlatamadığım şeylerle doluyum.
Görüşürüz.

Sunday, October 2, 2011

Merdivenler Seksi Olabiliyor.


Evet, en taş insanlardan bile seksi olabiliyorlar bence. Bir önceki yazımda zaten kitaplıklı merdivenleri nasıl sevdiğimi yazmıştım ama şunu söylemem gerek ki ben merdiven-sever bir insanım zaten. Yani öyleymişim, baktıkça fark ediyorum.


Kim bundan etkilenmediğini söylerse, yalan söyler.





İlk yazıma ufak bir atıf.

Uuu, seksi.


Çok fazla koymak istemiyorum aslında çünkü sırf bunun için hazırlanmış bir blog buldum, ona da bakın istiyorum :D Blog almanca ama n'aparsınız, merdivenler yine güzel yine güzel.