Wednesday, December 14, 2011

Benim de söyleyeceklerim var!

Yeter lan! Cidden yeter! 3 haftadır tefriş kusuyorum! Sanki bütün mimarlık eğitimi projeden oluşuyor, sanki Yapı Statiği diye bir ders yok, sanki Bina Bilgisi'nden hiç ödev verilmiyor, sanki sosyal hayat kozmik bir şey!
Ciddi anlamda bunaldım, beynim artık isyan ediyor. Yeni bir şeyler üretmekteki kısırlığımı geçtim, var olan üzerinde çalışmaktan aciz duruma geldim. Dönemin başındaki şevkten eser kalmadı, bundan sonra okul çok "bitse de gitsek".
Ev arkadaşımla devirdiğimiz bir kaç biradan sonra projeye başlamak zaten hiç iç açıcı değil. Cuma günü jüri varmış, görünüşleri geçtim kesitler bile yokmuş hatta ikinci kat planı yokmuş... Pfft. Terane.
Avenged Sevenfold bile beynimi dağıtamıyorsa bir problem var demek zaten.
İnsanlar Beyoğlu'ndaki aptal dokunmatik şeylerde "Beyoğlu Hatırası" fotoğrafı çektiriyor. Beyoğlu mu? Neredeydi o?



Hoşçakalın.

Tuesday, December 6, 2011

Japonlara bir de evlerinden baktım.

Japonya genel olarak akla yüksek, görkemli binalarıyla; kalabalık caddeleri ve sönmeyen şehir ışıklarıyla gelse de aslında hiç de öyle bir yer değil (Gidip de görmedim ama görmüş kadar varım sonuçta o kadar anime izliyoruz manga okuyoruz, değil mi canım?!). Küçük bir ülke olmasına rağmen Tokyo başta olmak üzere Osaka, Yokohama, Kyoto, Kobe gibi şehirleriyle ön plana çıkıyor ve günlük yaşamın en yoğun, en hareketli olduğu noktada ilgi odaklarını topluyor. Buna karşın geniş caddeleri, düzgün bahçe duvarları ve kaldırımları, ağaçlı yolları ve rekreasyon alanlarıyla, şehirlerin ticaret merkezlerinin toplandığı kalabalığın biraz dışında yerleşim merkezleri var. Gece nüfusunun yoğun olduğu bu alanlar genelde çiftlere veya bekarlara hitap eden az katlı fakat geniş yerleşimli, küçük daireli apartmanlardan veya ailelere hitap eden müstakil evlerden oluşuyor.
Benim ilgimi çekenler ise, son zamanlarda dergilerde ve internet ortamında sıkça karşıma çıkan bu müstakil evler. Hepsi değil tabi ki, tip projenin dışına taşmış, mimari değer taşıyanlar (Diğerlerini de seviyorum, çok güzel aslında basit planlı evleri bence). Bence son zamanlarda Tadao Ando etkisinin iyice hissedilmeye başlandığı bu binalardan (ki bu binalar bence Japonlara bir Itsuko Hasegawa eserinden daha çok uyuyor.) spesifik özellikler taşıyanları seçtim ve kendimce bir kaç noktaya vardım. 


-Caddeye bakan cepheler genelde sağır tutuluyor. Açıklıklar ya büyük fakat az noktada ve dışardan bakışı engelleyecek şekilde veya küçük ama dağınık. Bu yolla ulaşım aksının mahremiyete karışmasını engelliyorlar gibi.


House in Kohgo-Yutaka Yoshida Architects

Knot-Apollo Architects & Associates
Knot-Apollo Architects & Associates


Stay Residance-Kai Nakamura

2 Courts House-Keiji Ashizawa

MUR House-Apollo Architects & Associates.

Room Room-Takeshi Hosaka


-Binanın her noktasını kullanıyorlar. zaten ufak insanlar oldukları için dar alanlardan kaçmıyorlar, hatta bize fazla dar gelebilecek mesafeleri cephelerine dahil edebiliyorlar. 


O araya bir kat yapmaktan hiç çekinmemiş bak.
Ben yapınca "Olmaz." diyorlar. Japon yapıyor.
House in Musashisakai-Upsetters Architects


Biz olsak bu cepheyi çizer atarız kenara.
Hoş parselden ötürü bur forma gelmiş gibi duruyor ama yine de dar.
c

Çatıda ayrılan yer çocuk için ayrılmış ama ne olursa olsun baya  minik bir mekan.
House in Horinouchi-Mizuishi Architects

-Bu adamlar brüt betonu seviyorlar, tıpkı benim gibi!

Sadece giriş katı brüt beton bu binanın,
ikinci katından itibaren ahşap kaplamalarla karşılaşıyoruz.
House A-Takeshi Hamada

House A-Takeshi Hamada

Boş hali.
House A-Takeshi Hamada

Dolu hali.
House A-Takeshi Hamada




House in Koamicho-Suppose Design Office

House in Koamicho-Suppose Design Office

House in Koamicho-Suppose Design Office






Tabiki yine böyle çoğu şeyi havada bırakarak yazıyı tamamlıyorum. Aslında havada da sayılmazlar, imajlar benim anlatmadığım yerleri tamamlıyor diye düşünüyorum ancak üşengeçliğimden ötürü elimdeki yığınla imajın sadece bir kısmını koyduğum için size referans adreslerimi de vereyim ki bu binalara ve daha fazlasına ulaşabilin: DezeenArchDailyArchDaily Tumblr.

Sunday, December 4, 2011

Eskiz Defterimden

Ben öyle bina eskizi falan yapmıyorum açıkçası, defteri de sadece planları tasarlarken kullanıyorum. Haliyle baya sıkıcı bir hal almaya başlayınca ufak bir el atma ihtiyacı duydum.
Kapağın sağ alt köşesinde bu :3

Aralarda bir sayfa bu da :3 

Bu da defterin en arkası. Bitti bitecek zaten defter :3

Saturday, December 3, 2011

John Lennon.

Apple'ın açılış gecesi Dr. Johnson'ın ve Dr. Watson'ın bile hayal edemeyeceği sarı kafalarla dolu kalabalığın arasından mağazaya girmiştik. Mağaza henüz satış yapmamıştı, ama daha o zamandan tıklım tıklımdı. Wonderwall'ın yönetmeni, Miriam Gomez ve ben bodrum katına indik. O sırada çağa damgasını vuran at hırsızları, tanrısal bir şekilde ortaya çıktılar. Paul McCartney göründüğü gibi nazik ve yumuşak huyluydu; Ringo da ritm tutma derdinden uzak, gülüyordu. John Lennon birden bire yönetmenin varlığını ayrımsadı ve Paul'e döndü: "Bu herifin ne işi var burada? Arkadaşın mı, neyin nesi?". Paul işi şakaya vurup lafı değiştirmeye kalmadan, George araya girerek yumuşak ve alçak bir sesle şöyle dedi: "Daha bir kaç gün önce, yönettiği filmin müziğini yaptım. Fİlmi mutlaka görmelisin.". John, pişkin pişkin, yönetmene (adamın kendisinden uzun olmasının Lennon'ı gıcık ettiğinden kuşkulanmışımdır hep.) dönerek şöyle dedi: "Daha ne, onu burada istememek için fazlasıyla yeterli bir neden, değil mi George?" Aynı gazla, o günlerde son Rolls'unu süslemiş olan Marijke'ye döndü ve öyle bir şey söyledi ki, dutchka'nın -herkes kadına böyle derdi-gözlerinden yaş geldi. Bir şakaydı güya ama söz oyunlarının, unutulmaz ezgilerin ve Dada şiirlerinin adamı John Lennon şaka yapmıuyordu aslında. Beatles, Lennon tarafından beetle -kınkanatlı- sözcüğünün yazım kurallarına göre yanlış yazılmış şekliydi. Kişisel olarak John Lennon, Frank Sinatra kadar zalimdi. Sonu, beni başlangıcından daha az şaşırtmıştır.

Şehirler Kitabı-G. Cabrera Infante